“Cumhurbaşkanı bile olabiliyorsunuz yahu, daha ne istiyorsunuz?”
empati isteyen, “vah vah neler çekmişsiniz karşim” tesellisi bekleyen yok, sadece anlatılanlara kulak versek yetecek. murat çimen adlı kürt arkadaşın yazdığı duygusal entry (editsiz, aynen aktarıyorum)
Belki yanlış anlaşılacak ama anlatmak istediğimi anlayacak olanlar olduğuna inanıyorum.
Bugün 35 yaşında bir insan olarak, halen bana “neden anadilini bilmiyorsun” diyenlere “babam, başıma bir iş gelmesinden çok korktuğu ve iki tarafında ilk erkek torunu olduğum için, bu riski almadılar” diyorum. Kürtçenin yasak olduğunu, inkar edenler, olmayan bir yasağın nasıl kalktığını da bana izah edemiyorlar haliyle.
“E Cumhurbaşkanı bile olabiliyorsunuz yahu, daha ne istiyorsunuz” diyenlere anlatamadım derdimi, yada anlamamak için benden daha iyi sebepleri vardı bilemedim.
İletişimin son 10 yılda tepe yaptığı ve haberin, artık belli kaynaklar dışında da yapılabildiği, yayılabildiği zamanlardayız ve durum içler acısı. Bugün gördüklerimizin bin beterleri yaşandı geçmişte, kimsenin haberi olmadı bir biz bildik, duyduk.
Bazen yakın akraba, bazen tanıdık derken o kadar çok duyduk ki bu ölüm haberlerini, bizde adettir, 3 gün televizyon açılmazdı ölüm haberinin üstüne, çocuk aklımızla öldüklerine kızardık insanların.
Şimdi bakıyorum da sanki yılbaşını mahfetmişler gibi, ölen gençlere kızmak için bir sebep arar gibi insanlar. Hani kaçakcılık yapmasaymış ne olurmuş sanki
Ben lisedeyken, yaz okulu paramı çıkarmak için wendysde çalışmıştım, akşam 7de girer sabah 3 te çıkardım işten, sonra sabah 8deki derse yetişirdim. Ama wendys’in diyarbakır yada mardinde bir şubesi olmadı hiç. Bugün bile o kadar doğuda bir hamburger zinciri var mı? desen yoktur muhtemelen.
Ne yapsalardı peki? önerisi olan da yok ki. Hani bir öneri bir yol gösteren yok. Varsa yoksa, sende bunu yapmasaydın.
Ya tamam yapmasaydım da, ne yapsaydım?
Aynur Doğan’a soruyorlar “neden hep ağıt hep acı var türkülerinizde” cevap kısa “ölüme ağıt yakılır, gün yüzü görmedik ki”
Kabahat hep bizim babam. bir gün de acıyı paylaşalım, anlayışlı olalım yok.
Hep söylerim, bu ülkede kürt, haklı olsa da, sesini biraz daha az çıkarmak zorunda. Sen acıdan bağırsan, adamların zoruna gidiyor. Hep boynu bükük kalmalısın,biçare olmalısın. Az sesin çıksa, az bitin kanlansa tependeler.
Anlatmış mıydım hatırlamıyorum. Rahmetli anneannem göğüs kanserinden öldü, ben daha 13 yaşındaydım, türkçe bilmiyordu. Bizim oralara kar yağdımı evden çıkamazsın, kapın kapanır, çatıya kadar köy düz olur.
Bunlar bir hafta evde mahsur kalıyorlar, kar eriyor, kapıyı açıyorlar, nenem esprili kadındı. Bir bakıyor karşı tepeye bir yazı yazmışlar, soruyor anneme “Güvercin orda ne yazıyor” diye, annem okuyor “ne mutlu türküm diyene” nenemin adı Beyaz, “e ben de mutluyum” diyor.
Bugüne kadar bir tanesinin bile kalkıp bir dağa “bende mutluyum” yazdığını, yazmak istediğini duymadım. Ama ben hep “bölücü”ydüm. Daha matematik bile öğrenmemişken, bölmeyi öğrenir her kürt, sanki.
Dengbejleri dedemin babasından dinledim ben, neden ortaya çıktıklarını falan, şaka gibi. Köy basıp kütüphane yakıp, el yazmalarını saklayacakları yeri şaşırdıklarını, yazıyla bir yere varamayınca, müzikle anlattıklarını.
İstanbul’da, kendi semtimde polisten yedim ilk tokadı, kimlik kontrolü yapılırken “amına kodumun kürdü” diye.
Lise’de sevgilisine asıldığımı sanan adamın beni pkklı diye polise şikayet edip, okuldan aldırdığında yediğim dayağı, evime “oğlunuz öldü” diye telefon açıp annemin yüreğine indirdiklerini, bir kürt olan annemin, artık başına gelenlerden “ben kürt değilim” dediğini, olduğun şeyden utanmayı, korkmayı, kaçmayı, saklamayı, ürkmeyi, susmayı hepsini öğrendim şunca zamanda.
Bir şey hariç, halen bölmeyi bilmiyorum.
Organize işler bunlar kardeşim, ya tabutun içinde olacaksın, ya tabutu taşıyan, yada bu işi organize edenlerden.
“abi ben nereden bir cenaze görsem, gider yardım ederim” bu gidişle huzur içinde gülmek de ölmek de bize haram belli.
Bir arada yaşamayı beceremiyoruz, ötekini, öteki yapan şekliyle kabul edemiyoruz. Birinin ben başkayım demesini kaldıramıyoruz. İllahi herkesi kendimiz gibi yapmalıyız, illahi herkes bizle aynı türküyü söylemeli. -
Evet biliyorum, benim ömrüm yetmeyecek o günleri görmeye bunu çok zaman önce kabullendim ben. Ama biliyorum ki bir gün, Ahmet Kaya’yı çatalla kovaladıktan sonra özür diledikleri, dilimizi yasakladıkları halde sonra serbest bıraktıları gibi bu insanlara yaptıklarının da farkına varacaklar.
Bir gün gelecek, barış içinde yaşamayı öğreneceğiz elbet. Dileğim çok geç olmaması.
Kendi dilinde ağlayamayan insanlardan biri olarak, sizin dilinizde anlattım derdimi. Bildiğim az sayıdaki kürtçe kelimeyle bitireyim.
E di bese - Murat Çimen

